Kategoriler

Meleklerin Varlığı Kabul edilmedikçe, Fen Bilimlerindeki Yasalar Gerçekleşemez.

DOĞA YASALARININ NEDENİ OLAN MELEKLERİN VARLIĞININ BİLİM FELSEFESİ AÇISINDAN  İZAHI

Gök Cisimleri Uzay Boşluğunda Nasıl Kalıyorlar:  

Konunun Özeti: Gök cisimleri ve atomdaki elektronlar boşlukta bir itim ve çekim kuvvetlerinin dengesi sonucunda kalırlar. Fakat bu itim ve çekim kuvvetleri nedir?  Bunların fiziksel ve kimyasal özellikleri nedir? Evet Allah'ın Gücü ve Kudreti.  Fakat bu kısa açıklamayla iş bitiyor mu? Yerleri ve Gökleri yoktan Yaratan, onları koyduğu kurallarla (=Doğa yasaları) ile Yönetirken bu işi kendisi yapmaz.  "Allah ne emrettiyse onu yaparlar. Nahl Sursi 50" dediği meleklere yaptırır.

     
 
Makro Kosmos (Büyük Evren, Güneş Sistemi veya Evren)

        
   Mikro Kosmos (Küçük Evren, Atom Dünyasi

        Bu görünmez kuvvetleri var saymazsak gök cisimleri yörüngelerinde kalmaz.  Elmali Tefsirine göre bu görünmez kuvvetler ve direkler melekdir. Melekler olmazsa o kuvvetler olmaz. O kuvvetler olmazsa Gök cisimleri ve elektronlar yörüngeleride kalmaz. Şu halde meleklrin varlığı bilimlerdeki yasalardan daha kesindir. Başka bir deyişle fizki ötesi 
(metafizik) alemin varlığı fiziki alemin varlığından daha kesindir.  Halka göre bu kadar, yeterlidir.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

KONUNUN AYRINTILARI VE KANITLARI
 
Bilime Göre: Newton'un  bulduğu  evrensel Çekim Yasası vardır.   F= Q1 x Q2/ d2 formülü ile açıklanır. Bu formülle niçin ne kadar bir kuvvetle iki gök cismi  birbirini çeker? Bilim bu F Kuvvetini var sayar fakat ne olduğu konusuna asla girmez. İlerleme yapamayacağından  F Kuvvetinin sonucundan yararlanır ve kullanır.  Yer çekim kuvvetinden "kantar, tartı, ağırlık ölçüsü" olarak yararlanır.  Fakat yer çekim kuvvetini sorgulamaz. Yer çekim kuvvetinin yapısı Din ve Felsefenin konusu.
 
2- Dine Göre Gök Cisimleri Boşlukta Nasıl Eğleşiyor

Semavi dinlere (Yahudilik, hırıstyanlık ve  İslama) göre  Yüce Allah yapıyor.  Nasıl yapıyor? Nasıl yaptığını ancak  kendisi bilir. Derine inmeden halkın genel bir inanışıdır. Kuran'da bu konuyla ilgili bazı bazı ayetleri önce aşağıya alıp sonra derine inilecektir.
         “Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiri (düzenlemesi, yasası) dir.   Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. Yasin Suresi 39, 40                   
        Burada bütün Gök cisimlerinin Güneş, ay ve yıldızlar hepsi  yolunda/yörüngesinde  hareket halinde olduğu;  bir tanesinin diğerine çarpmadığı, bunun ise Allah’ in plani ve düzenlemesi olduğunu anlatmaktadır. 
        İnançsız ise  göre ise  yukarıdaki ayet tercümelerinde bilinmedik hiçbir  yoktur.  5 yaşındaki çocuk da biliyor ki;  güneş ay ve diğer gök cisimleri bir birine çatmadan hareket ediyor. Zaten Newton (1643-1727)  ( Q1 x Q2/d2)  formülüyle  Evrensel Çekim Yasasını bularak  her şey açıklanmış oldu. GERİYE BİR ŞEY KALMAD

            Peki, Newton doğmadan bu yasa yok muydu?  Geçim sıkıntısı, Fenerbahçe Galata Sarayla, çeşitli dizilerle, cep telefonları- internetle   kafalar morfinleştiğinden  (uyuştuğundan), kimse  daha ilerisini merak etmiyor. Merak olmayan yerde  ne bilim, ne de  felsefesi olur.  Burada Kuran’ı Kerim  Ra’d  Suresinin 2. Ayetinin, Elmalı Tefsirinde geçtiği üzere  aynı anda 2 farklı tercümesini aşağıya almayı uygun gördük:       



Ya direklrin  Tapasinde   
 
  
 Veya Tavan Gibi Bir Yere Asılı Olmalı

  1. O Allah ki, gördüğünüz  gökleri direksiz olarak yükseltti”.
“O Allah ki gökleri sizin görmediğiniz direkler üzerinde yükseltti”                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      NEDEN BU KONU:  İnançsızın biri, Kuran'ın bilimle çeliştiğini, ilkel olduğunudan konu ederken bu ayetlerde geçen    direkleri örnek gösteriyordu. Bu uzun yazıyı çoğu kimse hemen hemen hiç okumayacaktır. Kars'ta öğretmenlik yaparken  Lisenin  kütüphanesinin düzenlenmesi işi bana veilmişti. Orada İngiliz Filozofu Spencer'in "İlk Pransipler" isimli kitabını okuyunca kafam dang etti ve pozitivizmin beni nasıl kandırdığı ve uyuşturduğunu anladım. Bizde bilimin felsefesi yapılmıyor ki!  Gök cisimleri nasıl boşlukta duruyor? Newton Yasasından dolayı. Ama Lütfi Öztabağ'ı, Spencer'i okuduktan sonra uyandım ve yukarıdaki: "Görünmez Direkler"  -Diğer bir deyişle metafizik olmadan-  neden  fizik olamayacağınıanladım  ama, tam anladım. Anlayıncaya kadar  siz de okuyun. Siz de bana hak vreceksiniz.                                                                                                                                                                                                             Direk olmadan olur mu: Allah'u Teala, biz insa
         Gök cisimleri yukarıdaki  görsellerde olduğu üzere  direkler üzerinde mi duruyorlar?  Yoksa  bir metal çubuk  veya zincir gibi odanın tavanına mı asılıdırlar. Öyle ya:  Bir cisim boşlukta duruyorsa ya yukarıda  bir yere asılıdır veya  sokaktaki direklerin tepesindeki lambalar  gibi, göremediğimiz direklerin  üzerinde mi eğleşiyorlar?. Öyle ya: boşlukta  yürüyen küçük/büyük bir cisim ya yukarıya asılı veya alttan bir direğin üstünde olmalı?  Akılsal olarak bu mantığa itiraz  etme imkanı var mı? Elbette öyle amma, bilim bu direkleri çok ilkel bulur, böyle bir şeyi kabul etmez. Hangi çağda yaşıyoruz?                                                                                                                                                                 Bilim böyle bir şeyi kabul etmez amma, ya yukarıya asılacak yahut da altlarında direk olmalı değil mi? Yani Newton, Paskal, Arşimet Yasaları” demekle iş bitiyor mu? Bitmez. O halde:

DOĞA YASALARI (TABİAT KANUNU) NUN MANTIĞI NEDİR? 
 
Doğa Yasası  (Tabiat Kanunu) Fikri Nedir:  Evrensel Çekim yasası,  Arşimet Yasası gibi  doğa yasaları ve bu yasaların konusu olan  doğa kuvvetleri meleklerin kendilerinden başka bir varlık değildirler. Biz doğada meydana gelen doğa olaylarını  görürüz.  Fakat meydana getiren esas  kuvveti ve   esas maddeyi -Alman Filozofu Kant’ın deyimiyle “noumen” i algılayamayız. Şimdi bu konularla ilgili  çeşitli bilgin ve filozofların ne düşündüklerini birlikte izleyelim:                                                                                                               1-Felsefeci Lütfi Öztabağ’ın Görüşü:

“Doğa yasaları sadece eşya ve olayların hareketlerine, onların görüşlerine ait, tarafımızdan ortaya konmuş  “kısa” veya “özet” haline getirilmiş,


Lütfi Öztabağ (Felseefe, Sosyoloji, Psikoloji)

belirli algı guruplarının anlatımları demek olan formüllerdir. Bunlar doğa olaylarında gözlenmiş  olan ortaklaşa  esaslar ve  eşyaya ait görünüşlerdir.                       Böylece kabul edebiliriz ki, doğa yasaları ne bir emir ne de bir  “kuvvet ve güçtür” tür. Onlar hiçbir şey olmayıp, sadece eşya ve görünüşlerin formüle edilmiş ve kısaltılmış şekillerdir. Ki, biz bunlara (doğa  yasalarına “Değişmez ilkelerin anlatımı” ya da “değişmez oranlar”  adını veririz. O halde Evren doğa yasaları tarafından idare edilmez.Varlıklar doğa yasalarına boyun eğmezler. Kısaca  felsefi görüşle bunlar yetersiz anlatımlardır (1)”. Bu felsefeyi iyi anlamak için bir kaç  defa okuyalım lütfen..
     
2- Mustafa Kemal Atatürk’ün Görüşü:
İnsanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer “kevanin-i tabiiyye-i İlahiyye” Allah’a ait veya Allah’ın koyduğu doğa yasaları  arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını (doğa yasalarını)  yapan Cenab-ı Hak'tır”                                               https://balikesir.ktb.gov.tr/TR-65833/ataturk39un-balikesir-hutbesi.html 

Kevann-i tabiiyye-i İlahiyye”:  Allah’ın koyduğu doğa yasaları. Çünkü doğa yasalarını yapan Cenabı Hak’tır. Bu söz bence  bilim ve felsefenin özetidir. Bilim ve Felsefecilerimiz, Kemalistler  düşünürken ve yazarken bunu esas almalıdırlar. Ama işlerine gelmez. Evren bütünüyle sonradan yaratıldığına göre, “
Başlangıçta zaman yoktu. Madde yoktu. Uzay yoktu” sırasında doğa yasaları var mıydı? Yoktu. Vatanımızın Kurtarıcısına göre Evren sonradan yaratıldığından ilgili doğa yasaları da sonradan yaratılmıştır. Onları yaratan da Cenabı Allah’tır.                                                                          Demek ki doğa yasaları (tabiat kanunu) veya bunları yapan  “Tabiat Kuvveti” diye yapılan adlandırmalar (formüller)  bir “Güç ve kuvvet” değildirler. Bunlar sadece bir adlandırma (isimlendirme)lerden ibarettir.  Evrenin o kanunlar tarafından kurulduğu ve yönetildiğini kabul etmek, putlar tarafından yönetildiğini kabul etmek,  putlardan fayda  uman ve  zararından uzaklaştıran düşünceden daha ilkeldir.                                                                                3 -Tefsir Bilgini ve Filozof Elmalı Hamdi Yazır: 

Elmali'li Muhammet  Hamdi Yazır 1878-1942  .

        "Dört ayda fransızcayı öğrendi. Mezahip Ve Metalip"  isminde bir felsefe kitabını tercüme etti. Mustafa Kemal'ın isteği üzerine T.B.M. Meclisi tarafından kendisine Kuran'ın bir Tafsirinin yazılması görevi verildi. Tefsirinde zamanın fen bilimleri ve felsefe konularında girildiği görülür. Mesela Gök Gürültüsü ve Şimşekle ilgili ayetlerin izahı yapılırken elektrik fiziğini çok iyi bildiği anlaşılır. Melekler konusunda açıklama yaparken sadece islam filozofları değil; eski yunan filozofları ve Avrupa filozoflarının fikirlerinden yararlandığı görülmektedir. Ve yazdıklarını benim de anlyamadığımı belirtmek isterim. O ndenle melek konusunda O'ndan yararlandım.


       Biz asıl maddeyı (noumen) i göremeyiz. Gördüklerimiz hep yapılan işler (eseri faaliyyet) tir. Görülen her eylem (fiil) ve harekette, her iş ve olayda  doğrudan doğruya, veya dolaylı yoldan etkili olan bir etkeni tanırız. Ama hareket ettirici olmadan hareket meydana gelmez. Ve madde kendi kendine atıldır. Kendi kendine harekete geçmez ( ).                     
         “Merkezkaç kuvveti maddeye ait bir kuvvet ve özellik gibi düşünülür. Aslında ait olduğu madde kitlesinin bulunduğu yerden çok uzak mesafelere kadar  uzaktan etki meydana getirdiğine bakılarak  kuvvetin maddeden  ayrı ve bağımsız olduğuna dair güzel bir örnek oluşturulan ve akılla kavranabilen bir emir demektir.                                             
      Biz bu merkezkaç kuvvetini ancak ağırlıklar arasında var olan bir denge denge durumuna bakarak düşünebiliriz. Arada hiçbir bağ olmaksızın büyük bir ağırlığın küçük bir ağırlığı tutması, genel aanlamda “merkezkaç kuvveti” diye ad konulan bu denge faktörüne bağlı olmakla beraber  şu anda da  şüphe yoktur ki; sözgelimi yer çekim kuvvetinin Ayı, Güneş çekim kuvvetinin  dünyamızı kendine doğru çekmesi,  -direğin üzerindeki lambayı eğleyip tutması  gibi-  yalnız madde sınırları içerisinde gözlemlenen bir  kuvvet değildir.    Merkezkaç kuvveti iki kütle arasında uzaktan uzağa etki eden ve akıl yoluyla  var sayılan  bir denge oranıdır. Biz bu kuvveti bir mekandan ayrı ve bağımsız olarak düşünüp hayal edemediğimiz için, taraflarındaki kütleye bakarak anlam vermeye çalışırız.
Yoksa merkezkaç kuvveti tasavvuru  (zihinde canlandırılması), gerçekte bir melek tasavvurundan (varlığından)  başka bir şey değildir.

      Şüphe yok ki: sözgelimi Güneş gibi birmadde kütlesinin itip çeken (merkezkaç ve santrufij) kuvvet gibi gibi her hangi bir kuvvetin yayılması ve taaa.. uzaktaki bir kütleye etkisi bir sonuç ve yapılan iştir. Bu sonuç ve yapılan iş bir yapan tarafından meydana  gelir. Demek ki  bu uzağa etki gücü  maddeye  kendi dışından verilmektedir (   ) 

  Elmalı Tefsirinden sadeleştirerek ve açıklamalı olarak aldığım yukarıdaki felsefi yazıyı anlamakta ben de  zorlanıyorum. Ben anladığımı yazdım. Fakat bu anladığım yazarın kafasındakiyle % kaç aynıdır? Hele  bir felsefi yazıda % 60-70 den yukarı çıkmaz. Onun için bir fatiha Suresinin veya bir şirin  anlamı, orjinalın aynısı değildir. Çeviri çevirenin çevirdiği yazıdan anladığıdır. Bu durum bütün  diller için geçerlidir. 3-5 kere okumak lazım ki,   doğa yasaların nedeni olan tabiat kuvvetlerinin  melek  sayesinde meydana geldiği anlaşılsın.

4-İngiliz Filozofu H. Spencer'in Yorumu:



Herbert Spencer 1820-1903

        “Güneş vaktiyle bir Tanrının atlar tarafından çekilen bir arabasıydı. Daha sonra Kepler gezegenlerin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu ve her birinin hareketlerini yöneten bir ruhun var olması gerektiği sonucunu çıkarttı.
         Sonunda bütün bütün değişiklikleri ve aksaklıklarıyla birlikte bu gezegensel dönemlerin Tek Bir Evrensel  Çekim Yasasına  boyun eğdikleri kanıtlandı. Böylece Kepler’in düşündüğü yönetici ruhlar bir yana kondu. Yer seçim yasası da  yerli yerine oturtuldu (  ).

 
 İsaak  Newton (1643- 1726) Fizik, Matematik, Felsefe

         Demek ki buradaki değişiklik gerçekten görünen ve düşünülebilen  bir etkenin ortadan kaldırılması ve yerine akıl ve hayale gelmeyen, düşünülmesi bile zor  bir etkenin konulmasıdır. Zira yer çekim yasası bizim zihnimizin  kavrayış yetenekleri içinde olduğu halde; yer çekim kuvvetini zihnimizde tasarlamak imkansızdır. Newton’un kendisi de ortada bir esirin (aracı bir ortanın)  aracı olmaksızın yer çekim kuvvetinin anlaşılmaz olduğunu belirtmişti. Ancak  evvelce  (yukarıda) da  görüldüğü gibi  aracı  bir ortanın konutlanmasının hiçbir faydası dokunmamaktadır.
 
         Esasen bilim hakkında da durum aynıdır. Bilimin olayların  özel münasebetlerini (bağlantılarını) yasalar altında; bu özel yasaları da git gide daha genel yasalar altında toplamaktaki ilerleyişi  ister istemez git gide  daha soyut, düşünülemez ve görülemez nedenlere doğru ilerleyişidir. Bu git gide soyutlaşan nedenler ister istemez  git gide daha az  kavranabilen nedenlerdir. Demek ki bilimin yavaş yavaş yaklaşmakta olduğu bu en soyut  tasarım, düşüncenin bu en somut öğelerinin elden bırakılması ile  kavranamaz  ve düşünülemezle kaynaşan tasarımıdır.         
 
   Şu halde  en son  bilimsel düşüncelerin hepsi anlaşılamayan bir takım realiteleri (gerçekleri) içermektedir. Olguların toplanmasındaki ilerleme  ne kadar büyük olursa olsun, ve genellemelerin kurulması da ne kadar genişlemekte bulunursa bulunsun; esas gerçek her zamanki kadar anlaşılamaz olan bir haldedir. Açıklanabilir olanın  açıklanması, sadece geriye kalanın açıklanamaz olanın büsbütün ortaya çıkarmaktan ibarettir( ).
 
        Bilimin ileri sürdüğü etkenlerin  tabiatlarının (doğalarının, yapılarının) ne olduğunu araştırmak ve soruşturmakta bilim karşıtı bir şekilde  ihmal göstermiştir ( ).

         Böylece bilimin dine  kabul ettirdiği inançların, özleri bakımından yerlerine geçtikleri inançlardan   (kanıtsız kabullerden) daha dinsel (imani) oldukları hakkındaki iddia doğru çıkmış oluyor (  ).   
       “Güneş vaktiyle bir Tanrının atlar tarafından çekilen bir arabasıydı. Daha sonra Kepler gezegenlerin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu ve her birinin hareketlerini yöneten bir ruhun var olması gerektiği sonucunu çıkarttı.
         Sonunda bütün bütün değişiklikleri ve aksaklıklarıyla birlikte bu gezegensel dönemlerin Tek Bir Evrensel  Çekim Yasasına  boyun eğdikleri kanıtlandı. Böylece Kepler’in düşündüğü yönetici ruhlar bir yana kondu. Yer seçim yasası da  yerli yerine oturtuldu (  ).
         Demek ki buradaki değişiklik gerçekten görünen ve düşünülebilen  bir etkenin ortadan kaldırılması ve yerine akıl ve hayale gelmeyen, düşünülmesi bile zor  bir etkenin konulmasıdır. Zira yer çekim yasası bizim zihnimizin  kavrayış yetenekleri içinde olduğu halde; yer çekim kuvvetini zihnimizde tasarlamak imkansızdır. Newton’un kendisi de ortada bir esirin (aracı bir ortanın)  aracı olmaksızın yer çekim kuvvetinin anlaşılmaz olduğunu belirtmişti. Ancak  evvelce  (yukarıda) da  görüldüğü gibi  aracı  bir ortanın konutlanmasının hiçbir faydası dokunmamaktadır.
 
         Esasen bilim hakkında da durum aynıdır. Bilimin olayların  özel münasebetlerini (bağlantılarını) yasalar altında; bu özel yasaları da git gide daha genel yasalar altında toplamaktaki ilerleyişi  ister istemez git gide  daha soyut, düşünülemez ve görülemez nedenlere doğru ilerleyişidir. Bu git gide soyutlaşan nedenler ister istemez  git gide daha az  kavranabilen nedenlerdir. Demek ki bilimin yavaş yavaş yaklaşmakta olduğu bu en soyut  tasarım, düşüncenin bu en somut öğelerinin elden bırakılması ile  kavranamaz  ve düşünülemezle kaynaşan tasarımıdır.         
 
        Şu halde  en son  bilimsel düşüncelerin hepsi anlaşılamayan bir takım realiteleri (gerçekleri) içermektedir. Olguların toplanmasındaki ilerleme  ne kadar büyük olursa olsun, ve genellemelerin kurulması da ne kadar genişlemekte bulunursa bulunsun; esas gerçek her zamanki kadar anlaşılamaz olan bir haldedir. Açıklanabilir olanın  açıklanması, sadece geriye kalanın açıklanamaz olanın büsbütün ortaya çıkarmaktan       ibarettir ( ).
 
          Bilimin ileri sürdüğü etkenlerin  tabiatlarının (doğalarının, yapılarının) ne olduğunu araştırmak ve soruşturmakta bilim karşıtı bir şekilde  ihmal göstermiştir ( ).
          Böylece bilimin dine  kabul ettirdiği inançların, özleri bakımından yerlerine geçtikleri inançlardan   (kanıtsız kabullerden) daha dinsel (imani) oldukları hakkındaki iddia doğru çıkmış oluyor (  ). 
 
MİKNATİS ÇEKİM KUVVETİNİN NASIL OLUŞTUĞUNU BİLEN VAR MI?

KESİNLİKLE HAYIR. YOKTUR  Kullandığımız cep telefonu, televizyonun önce nasıl yapıldığını öğrendikten sonra mı kullanıyoruz? kılavuzuna bakarak nasıl çalıştırıldığını öğreniyoruz. Nasıl yapıldığını hiç kimse  merak etmeyiz.  Aynı  şekillde bilim de nedenini aasla sorgulamaz. Sorgulasa, ilerleme yapamaz. Miknatistten nasıl yararlanabileceğimize bakılır. Örneğin  fiziğin önemli bir bölümü de elektro miknatisttır. Bütün elektrik motorlarının temeli manyetizmaya  (=mıknatısın özelliklerini inceleyen fizik bölümü) ne dayanır. Miknatistin ne olduğunu bilen yok ama miknatist olayının sonuçlarından yararlanılarak çok büyük icatlar yapıldı. Mesela Su santralları, elektrik motorları, vinçler hep elektro miknatima (manyetizma) ilkesinden yararlanılarak icat edilmişlerdir:

 Aşağıdaki elektrik motorunu fişe bağladınız  çalışmaya başlar. Milini  el ile, başka bir motorla, suyun gücüyle çevirdiğinizde bu sefer elektrik üretir.
 
       ALEKTRİK MOTORLARININ BUJİSİ, KARBÜRATÖRÜ, PİSTONU, DİŞLİSİ VS. OLMADIĞINDAN, KABLO BAĞLANTILARINDA BİR BOZUKLUK OLMADIKÇA BOZULMAZLAR. YANMAZLAR.  40-50 seene giderler. Nçin giderler? Çünkü manyetizma (elektro miknatis) le çalışıyor. 

        Yandıklarında,   ilkokul okumamış bobinaj ustaları motorun sargılarını öyle güzel yapıyorlar ki, yenisinden daha sağlam oluyor. Şimdi bu iyi ustalar ne elektriğin ne de miknatistin bilimini yapmişlardır?  




miknatiste dayanır. 40 ton yükü kaldıran bir vincin motoru da elektro miknatizme dayanır. Elektrik fiziğinin bu bölümünde belki yüzlerce fornül vardır. Bütün bunlar miknatist kuvvetinin sonuçlarıyla ilgilidir. Hiç bir bilim insanı miknatist kuvvetinin kaynağına inmez. Çünkü orada bulunan bu görünmez kuvvetleri melekler yaparlar. Bu anlatımdan sonra Spencer'in yukarıda yazdıklarını bir defa daaha okursak daha iyi anlarız. 
Demir, nikel, kobalt gibi maddeleri çekme özelliği gösteren cisimlere mıknatıs denir








Mıknatısın iki kutbu vardır, havada serbest kaldığında bir ucu kuzey ve bir ucu da güney noktasına doğru kendiliğinden yöneldiğinden bunlara kuzey (N) ve güney (S) ucu denir. İki mıknatısın aynı kutupları birbirini iterken, zıt kutupları da birbirini çeker.




Murat Koç Rize Çayeli
0505 432 11 83
murat.koc1952@gmail.com
www.muratkoc53.com ©
X